Sarkis'in Sitesi ve Bir Piyano

Fotoğraflar: Gülşin Ketenci

Sarkis'in Sitesi ve Bir Piyano

Yerleştirme sanatının dünya çapında öncülerinden sayılan Sarkis’in İstanbul Modern’deki sergisinin açılışına paralel olarak çekimleri gerçekleşen “Sarkis’in Sitesi ve Bir Piyano” adlı film, aynı zamanda sanatçının güncel bir portresini çizmekte ve iç dünyasına bir ayna tutmaktadır.

Kendini filmde, “aslında benim özgeçmişim yapıtlarımdır,” diye tanıtan İstanbul doğumlu Sarkis, Türkiye’deki en büyük, retrospektif  öğeler taşıyan sergisine hazırlanırken, İstanbul Modern çalışanları da bir yandan mekanlarında açılacak olan “yaşayan bir Türkiyeli sanatçının en büyük sergisi”nin doğuşuna tanık oluyor, bir yandan da vargüçleriyle kuruluşuna el veriyorlardı. Vinçler objeleri yerine taşıyor, afişçiler dev fotoğrafları asıyor, çeşitli dünya müzelerinden gelen yapıtlar titizlikle tahta kaplamalarından çıkarılıyordu.  

Küratör Levent Çalıkoğlu ilk başta kaygılıydı: “Sarkis, evrelerinden belirli yapıtlar seçip, kronolojik olarak temsil edebileceğimiz bir sanatçı değil. Beşyüz civarında sergisi var. Neyi, hangi çerçevede davet edeceksiniz? Zor bir sergi. Sarkis zor bir sanatçı. Çok şeyi yan yana getiriyor. Objeler, nesneler, tanımladığı ve tanımlamadığı pek çok şey birden bire sergide bir enstrüman olarak çalışmaya başlıyor.” Nitekim, Sarkis’in çalışmaları konusunda uzman olan Alman sanat tarihçisi Prof. Uwe Fleckner de, bunu doğrularcasına: “Burada gördüğünüz bir sergi değil, sanki bir opera” şeklinde yorumluyor “Site” sergisini.

Belgeselin çekimleri için Sarkis, Nedim Hazar ve ekibini Talimhane’deki evine de götürdü. Sanatçı, 1970’li yıllara kadar azınlıkların yoğun olarak yaşadığı Taksim’in hemen arkasındaki Talimhane’deki Çaylak Sokak’ta, ana-babadan yadigar evi sadece korumakla kalmamış, orayı “saklı” bir sergi mekanı haline getirmiş. Çaylak Sokak 1980’li yıllarda İstanbul Maçka Sanat Galerisi’nde açtığı serginin de adıdır. Sarkis: “Benim babam çok tanınmış bir kasaptı Talimhane’de. Hali vakti yerindeydi. Fakat beni 7-8 yaşımdan itibaren, sokaklarda sürtmeyim diye yazları işe koyardı. İlk olarak kunduracı olan amcamın yanına koydu. Orada yapacağım tek bir iş vardı: Yerden eğrilmiş çivileri toplayıp düzeltmek. Çünkü atmak nosyonu ailelerimizde yoktu. O kaldı mı bende... Yani sergideki bir takım objeler 10-20-30-40-50 yıldan beri halen varlığını sürdüren objeler.”

Sanatsal üretiminde, hayranı olduğu Mimar Sinan’ın yapıtlarından ne kadar etkilendiğini anlatmak amacıyla çekim ekibini neredeyse elinden tutup Edirne’ye götürdü, Selimiye’nin yanısıra Üç Şerefeli Camii, Eski Camii ve Sokullu Hamamı’nı gezdirdi. Aya Sofya’nın turistlere kapalı olduğu bir gün, çekim ekipmanını kullanarak 20 dakika boyunca Aya Sofya’nın sesini kaydetti. Kaseti açıp, içindeki bantları sunak olarak aynalı girişin önüne koydu. O sunağı, şimdi İstanbul Modern’deki sergisinde görebilirsiniz.

Film aynı zamanda, Sarkis’in annesinin Surp Pırgiç Hastanesi’nde öldüğü gün adeta “canlanan” eski bir piyanonun öyküsünü de anlatmaktadır.